ankara bolgesinde cocuk sut disleri kursun seviyeleri

Biraz da emoluk yapalım tipinde bir şeyler yazmak için yüz yıl sonra bloga el atıyorum hehheh.

Biraz önce bi sosyal netvörk sitesinde bi tane şarkıya rastladım; okuldan tanıdığım, benden 4 yaş küçük, şekilsiz bacakları olan ve 20’li yaşlarda bir erkeğin hayatını sikmek için ideal kişiliğe ve güzelliğe sahip bir kızcağız paylaşmış. Benimkinden çok farklı (yani berbat ehe) bir espri anlayışı ve müzik zevki olduğunu bildiğim için o şarkıyı bilmesine ve sevmesine şaşırdım. Biraz da sinir oldum, çünkü o şarkı (söylemeyeceğim şarkının adını nahaha) birkaç yıl önce bi tane sevgilimle henüz birbirimize asılma aşamasındayken onun bana dinlettiği ve benim de hastası olduğum bi şarkıydı. Hala çok seviyorum, mor ve ötesinin aslında kötü olan ama çıkışı benim ergenliğimin başlangıcına denk geldiği için bayıldığım ve bu yüzden hep çok seveceğim ilk albümünü hatırlatıyor çünkü. Paylaştığı versiyon allahtan eski sevgilimin bana dinlettiği versiyon değil, o zaman iyice sinir olurdum. Onun gibi sıradan ve küçük bi insan nasıl sever lan o şarkıyı!

Hayır, ben o sevgilimi çok özlediğimden, onunla yeniden birlikte olmak istediğimden değil. Sadece o zamanlar çok güzeldi lan işte, çok mutluydum, o şarkı da kendisinden başka 484883 şarkıyla beraber bana o günleri hatırlatıyor ve herkesin er geç yaşayıp en az benim kadar mutsuz olacağını umduğum “bi daha o kadar o kadar mutlu olamayacak mıyım lan oha, nası geçicek şimdi zaman” düşüncesine kapılıyorum, o yüzden.

Hee evet, şarkılara ultra anlam yüklemek falan filan evet. Ne var? (okuyucuya çıkışma canım)

Biliyorum, istediğin tek şey seks yapmaktı.

O akşam, ben daha zerre sarhoş değilken ve sen körkütük sarhoş olmaya yakınken tanıştık, seni ilk kez gördüğüm an (arabanın direksiyonunda, vitesi boşa alırken) zaten senden deli gibi hoşlanmıştım. Senin böyle bir şey hissetmediğini biliyorum. Vakit geçti, yolda yürüdük, sigara içtik, o ünlü bara gittik, ben yine bir süre dans etmedim (kendime hiç güvenmiyorum - kendimi çok çirkin buluyorum), sen içeri girdiğin an dansetmeye başladın. Bu süre içinde yaptığım her espriye kahkahalarla güldün, birkaç defa şahane bir insan olduğumu söyledin.

Saat gece 3’e yaklaştığında ben dahil herkes iyice sarhoş olmuştu. Gerizekalı bankacı ve onun arkadaşı yan masadaki çirkin kızları tavlamaya çalışmakta ısrar ediyor, o gün doğumgünü olan sivri çeneli adam kişiliksiz sıkıcı adamla izlemeye katlanamadığım dans figürleri yapıyor, bütün akşam içine sutyen giymediği siyah dar giysisi ve düzgün vücuduyla etraftaki herkesle (evet) alabildiğine erotik bir şekilde dans eden kız (en yakın arkadaşım) sahnedeki grubun bas gitaristini tavlamaya kararlı bir şekilde sahneye doğru yürüyordu, sen şarkı söyleyerek yerinde dansediyordun ve ben de seni izliyordum (Gerçekten, neden o kızla değil de benimle ilgilendin? Oysaki çok güzel ve eğlenceli biridir). Sivri çeneli adamla sıkıcı adam yanıma gelip danslarına beni de katmaya çalıştılar. Ruhum sıkıldı. Sana baktım. Sanki ne kadar sıkıldığımı anlamış gibi yanıma gelip bana sarıldın, dans etmeye başladık. Diğerleri uzaklaştı, bizi izlemeye başladı.

Dans etmekten hiç bu kadar zevk almamıştım. İki veya üç şarkıdan sonra başımı ellerinin arasına alıp beni kendine çekerek öptüğünde heyecandan bayılacağım sandım. Seninle dans edip öpüşürken ve yaşamaktan zevk alırken hiç kimse bunu bozacak bir şey yapmadı. Ellerimi öptün. Saçlarına dokundum. Boynumdan öptün. Gözlerimi kapattım.

Dışarı çıktığımızda yürürken elimi tutman, arabadan indiğimizde belime sarılman, koltukta otururken ağzından sigara dumanından halkalar çıkarmaya çalışıp beceremeyince bana bakıp gülümsemen, dizlerimi öpmen çok güzeldi. O akşamdan sonra bunların bir daha hiç olmayacağını o anda biliyordum. Tadını çıkarıyordum.

Sevişmek için yatak odasına girdiğimizde kapıyı kapattıktan sonra saçlarımı okşadın. Gözlerime, dudaklarıma, burnuma uzun uzun hayranlıkla bakıp duymak isteyeceğim en güzel cümleleri söyledikten sonra beni neredeyse aşkla sakince öptüğünde bir an beni sevdiğini düşündüm. Çok güzel bir duyguydu.

O yatak odasından çıkmayı hiç istemiyordum. Nihayet salona gelip karşına oturduğumda bana ayak masajı yaptın(hala inanamıyorum). Güzel ellerinden tutup seni kendime doğru çekerken ayaklarıma masaj yapmaktan zevk aldığını bile söyledin (çok sarhoştun). Gitmeden önce beni gitmek istemiyormuş gibi (sevişmek ve uyumak yerine işe gitmek zorundaydın) uzun uzun öptün.

Tekrar tekrar.

Dediğim gibi, seni ilk gördüğüm andan beri biliyordum.

Hem zaten, seni hiç tanımıyordum. Çok büyük ihtimalle birbirinden çok farklı ilgi alanlarımız vardı. Sen beni çok aklıbaşında buluyordun. Bu yüzden muhtemelen çok uzun olmayan bir süre sonra beni güzel bir kızla aldatırdın. Her ne kadar tahmin etsem de, öğrendiğimde çok mutsuz olurdum. Sen gelip benden özür dilerdin. Ben seni hemen affederdim. İlkinden daha kısa bir süre sonra beni tekrar aldatırdın. Nedense yine özür dilerdin ve ben artık bir daha aldatmayacağın yalanına ilk kez kanarak seni yine affederdim. Bu kimbilir kaç defa tekrarlanırdı. Güzellik diğer bütün özelliklerden daha önemlidir.

Belki uzun ama kesinlikle acılı ve hastalıklı bir ilişki yaşardık.

Ama yine de, *dünyada çok sevdiğim iki üç isimden biri olan güzel ismin*… İsterdim bunu yaşamayı. Ertesi gün veya ondan sonraki gün beni arasaydın, seni yine görseydim, birlikte denize girseydik, güneşin altında seni öpseydim, sen muhteşem gülüşünle bana baksaydın.

Çok mutlu olurdum.

D.K.

Doubles Up

Wouldn’t it be nice to let our zombie clones continue leading our daily lives while you and I take off for an alternate, passionate romp for a weekend? (v)

14 notes

Mecburdum. :-)

Mecburdum. :-)

[Flash 9 is required to listen to audio.]

10 plays

Motown klasiği, güzellergüzeli şarkı: Joan Osbourne, The Funk Brothers - What Becomes of the Brokenhearted.

Doğumgünün kutlu olsun!

Doğumgünün kutlu olsun!

1 note

[Flash 9 is required to listen to audio.]

12 plays

Gözden kaçırılmaması gereken bi şarkı bu, cidden: Paul McCartney - English Tea.

o yuzuk

Sana olan sevgim hiç bitmeyecek gibi. Aradan çok zaman geçti, bir sürü şey yaşadım, ama seni düşündüğüm saniye hissettiklerim (o anda tomografi falan çekilse, ortaya çıkan beyin dalgalarım) azıcık da olsa değişmedi. O şarap şişesi, o futbol topu, o çakmak, o kitap, o fincan (ah, ne yazmıştın, hatırlıyor musun?), o beyaz pantolon, o dergi… Sabah bunları yazdığıma pişman olacak mıyım? Hiç sanmıyorum. Çünkü gündüzleri de aynı şeyleri düşünüyorum. Çeviri yaparken de, internette dünyanın öbür ucundaki bir velete “lol” yazarken de, metroya binerken de, hep seni düşünüyorum. Seni seviyorum.

1 note

Ideal is

Ta ortaokuldan tanıdığım bir arkadaşım var, web tasarımcı (tam olarak ne deniyor bunlara bilmiyorum, webmaster? işte site tasarlıyor). Dün akşam ben Michael Jackson’la ilgili haberi almadan önce facebook’tan mesaj attı. Çalıştığı şirkete eleman arıyorlarmış. İstedikleri özellikleri yazmış, ama görsen; sanki beni arıyorlar: temel html bilgisi, belki az CSS (bu olmasa da olur) bilgisi olsun, deneyim olmasa da olur, yeter ki sorumluluk sahibi olsun. Sorumluluk kısmı için bişey diyemem tabi ama kaç senedir çeviri yapıyorum ediyorum, eşşek değilim verdikleri işleri de mümkün olduğunca vaktinde yaparım herhalde. Ve html ve az miktarda CSS biliyorum, ve deneyimim yok! Ve nasıl da isterim kod yazmayı allahım. Belki daha önce yapmadığım bi iş olduğundan, nasıl sıkıcı ve yeri geldiğinde delirtici olduğunu bilmediğimden bu kadar çok istiyor da olabilirim; ama hakkaten böyle bi iş yapmayı çok isterim. İdeal iş bence böyle bişey, gerçekten: ofiste veya evde (tabii ki tercihen evde) bilgisayar başında saatlerce oturma, belirli zamanlarda belirli bişeyler hazırlayıp teslim etme gerektiren bir iş.

Ah, ama olmayacak işte, hiçbir zaman böyle bir işim olmayacak. Çünkü akademisyen olmadığım sürece (ki olmayı düşünmüyorum, para kazanmak istediğim için) okuduğum bölüm buna izin vermiyor, illa her gün sabah evden çıkmamı gerektirecek işlerde çalışacağım. Tabii ki mezun olduğum bölümle ilgili bir şeyler yapmayabilirim, o da bi seçenek. Yapmak istediğim işi yapabilirim. Ama bölümümle ilgili işler yaparsam da çok para kazanırım, orası nerdeyse kesin. Ne mi okuyorum? Eczacılık. Haklı değil miyim?

Mesajı görür görmez hemen arkadaşımı aradım, nasıl istekli olduğumu; ama muhtemelen işi alamayacağımı çünkü sadece yaz için çalışabileceğimi; zira eylülde okulun başlayacağını ve beni 2 ay için muhtemelen işe almayacaklarını bildiğimi anlattım. O da onayladı, “en az 1-1.5 sene çalışacak birini almak istiyoruz” dedi. Ama şöyle bi umut da varmış: Bu işe birinin alınması çok acil gerekiyormuş. “Eğer 1 hafta içinde falan birisini bulamazsak, ben söylerim, geçici olarak seni alırlar” dedi, ki bu bana imkansız geliyor çünkü aradıkları özelliklere sahip milyon tane işsiz insan vardır, bulmuşlardır veya bir iki güne kadar bulurlar bence.

Yazık oldu. Çok isterdim böyle bir işte çalışmayı. Gerçi bir yandan da içimde bir ümit oluşmadı değil; demek benim gibi bilgisiz insanları da böyle işlere alabiliyorlarmış. Belki de mezun olduktan sonra kendi alanımda iş bulamazsam böyle bir işe girerim? Bakalım. Hayat güzel olabilir.

İnternet şu anda bu videolarla şarkılarla dolu. Bu sayfaya gelen kişi de bunlardan birini görecek ve “eh be tamam anladık” diyecek. Umrumda değil. Michael Jackson - Don’t Stop Till You Get Enough.